Diyabet nedir ve tedavisi nelerdir?

Zaten oldukça yaygın bulunan diyabet, çoğu sanayileşmiş ülkede giderek artmaktadır. Diyabete yakalananların sayısı 1980’li ve 1990’lı yılların ortalarında üç kat artış göstermiştir ve bu artış devam etmektedir. Bu artışın obezite ile ilişkilendirilmesi bir çelişki değildir.
diyabet
Yaygın olarak diyabet olarak bilinen diabetes Mellitus, pankreasa ait bir fonksiyon bozukluğuna bağlı gelişir. Karbonhidratların sindirilmesiyle glikoz adı verilen basit bir şeker açığa çıkar. Bu, kan dolaşımına katılır ve daha sonra enerjiye dönüştürülecek olduğu vücut hücrelerine girer. Pankreasta üretilen bir hormon olan insülin bu şekerin kandaki düzeyini çok fazla yükselmesini önler.

Diyabetiklerde pankreasta insülin ya hiç yapılmaz ya da yetersiz düzeyde yapılır. İnsülin yokluğunda, kan glikoz düzeyleri anormal biçimde yükselir. Vücut glikozu ne kullanabilir ne de saklayabilir ve fazlası bazı semptomlara yol açar. Başlıca iki tip diyabet vardır: insüline bağlı olmayan diyabet (veya NIDDM) ve insüline bağımlı diyabet (IDDM).

İnsüline Bağımlı Olmayan Tip

İnsülin’e bağımlı olmayab diyabet, diyabetin en yaygın tipidir; tüm diyabetlilerin %75-85 kadarını oluşturur. Vücut çok az insülin ürettiğinde ya da üretilen insülini gerektiği biçimde kullanamadığında ortaya çıkar. Genellikle 40 yaşın üzerinde ortaya çıkar ki, bu nedenle, erişkin tipi diyabet de denir.

Bu tip diyabet yavaş geliştiğinden sıklıkla teşhis edilmesi zaman alır. Tanı konmuş insüline bağımlı olamayan diyabetli her bireye karşılık diyabeti gözden kaçmış bir diğer kişi bulunduğu sanılmaktadır.

Tedavi

İnsüline bağımlı olmayan diyabet genellikle daha hafiftir; ancak, yine de tedavi edilmesi gerekmektedir. Hastaların %20’sinde yalnız diyetle kontrol altına alınabilmektedir. Kısıtlanması gereken yiyecekler arasında şeker ve beyaz un, makarna ve pirinç gibi diğer rafine karbonhidratlar yer almaktadır. Bunlar kolay sindirilecek hemen glikoza dönüştürülür ve bu nedenle kandaki şeker düzeyi çabucak yükseltir. Kepekli un, siyah pirinç ve taze sebze ve meyveler gibi rafine edilmemiş yiyeceklerin parçalanması daha fazla zaman alır ve kan şekerine de aynı şekilde etki etmez.

Hastaların yaklaşık yarısı aynı zamanda ilaç da kullanmak zorundadır. Değişik yollardan etki eden dört tip ilaç bulunmaktadır. Bunlardan biri pankreasın daha fazla insülin üretmesini sağlar; diğeri üretilen insülinlerin vücut tarafından kullanılmasına yardımcı olur; üçüncüsü vücudun şekeri absorbe ettiği hızı düşürür; dördüncüsü de insülin duyarlılığını arttırır. Birkaç ilacın birlikte alınması gerekebilir. Hastaların %30’unda diyet tedavisi insülin enjeksiyonuyla desteklemek de gerekebilir.

Koruma

İnsüline bağlı olmayan diyabet inaktif ve aşırı kilolu kişilerde daha fazla ortaya çıkma eğilimindedir. Uygun kilonun korunmasıyla büyük oranda önlenmiş olur. Vücut kitle endeksinin 25’in üzerine çıkmamalıdır. Kilonuzu düşük tutmanın en kolay yolu diyetinizdeki yağ oranını azaltmaktır. Aktif olmak kilonuzu kontrol edilmesi için başka etkili bir yoludur ve yüksek kan basıncı ve kalp hastalığı riskini de azaltacaktır.

Tütün içiyorsanız kesinlikle azaltmalısınız ya da tercihen tamamen bırakmalısınız. Tütün içmek diyabet riskini iki kat arttırır.

Belirtiler nelerdir?

Diyabetiniz olabileceğinden şüpheleniyorsanız, hemen doktorunuzla görüşmeniz gerekir. Şeker düzeyleriniz ölçülmesi için kan ve idrar testleri yapılabilir.

Tedavi görmeyen tüm insüline bağımlı diyabetlilerde belirtiler gözlenir ancak, insüline bağımlı olmayan diyabeti olanların yalnız 1/3’inde belirtiler mevcuttur ve daha hafiftir. Sonuç olarak, komplikasyonlar ortaya çıkıncaya kadar hastalığın farkına varmayan hafif diyabeti bulunan çok sayıda insan vardır. Her iki tip diyabetin de belirtileri aynıdır ve aşağıdaki durumları içerir.
• Aşırı susama ve ağız kuruluğu
• İştah artışı
• Sık idrara çıkma zorunluluğu
• Halsizlik
• İnsüline bağımlı diyabetlilerde kilo kaybı
• Bulanık görme
• Çıbanlar
• Ellerde ve ayaklarda karıncalaşma ve uyuşma
• Cinsel organlarda kaşıntı

İnsüline Bağımlı Diyabet

İnsüline bağımlı diyabet genellikle yaşamın erken dönemlerinde ortaya çıkar ve sıklıkla kalıtsaldır. Diyabeti bulunan bir kişinin çocuğunda hastalığın ortaya çıkma olasılığı 1/20’dir. Bu tip diyabet, insülini üreten pankreas hücreleri tahrip olduğu için, çok az insülin bulunduğundan ya da hiç insülin bulunmadığında gelişir. Diğer tip diyabetlerden farklı olarak, bu tip çok hızlı gelişir – genellikle sadece birkaç hafta içinde.

Tedavide başlıca üç hedef vardır: ömrü uzatmak, semptomları gidermek ve ileride gelişebilecek komplikasyonları önlemek. Hastalığın belirlendiği andan itibaren olabildiğince çabuk kendi kendine insülin enjeksiyonu ile tedavi başlanması gerekmektedir. İnsülin hayvanlardan elde edilebilir; insan tipi yapay insülin de bulunmaktadır.

İnsüli Kaynakları

1921 yılında keşfedildiğinden beri insülin enjeksiyonu diyabetin kontrol altına alınması amacıyla kullanılmaktadır ve o zamanda beri, kullanıcı için enjeksiyondan daha kolay ve daha az irite edici bir uygulama biçimi bulunması yolunda çeşitli girişimlerde bulunulmaktadır. İnsülin ağızdan tablet şeklinde verilememektedir çünkü, ağızdan verilirse, kana karışmadan önce mide içi sindirim sıvıları ya da pankreas tarafından parçalanmaktadır. Burun spreyleri şeklinde ya da deriden uygulanma olasılıkları araştırılmaktadır.

İki tip insülin bulunmaktadır: berrak, hızlı etkili, kısa süreli ve bulanık, uzun etkili insülin. Birinci tip genellikle gün içinde kullanılır ve yiyecekler sindirilirken kan şekerinin yükselmesini önlemek için yemeklerden önce alınır. İkinci tip, insülini gerekli asgari bir düzeyde tutmak üzere, genellikle geceleri kullanılır; böylece, ertesi günün sonuna kadar semptomlar kontrol altında tutulur. Her iki tip kombine edilebilir. Bu durumda günde iki kez uygulanır. Kullanılan enjeksiyon çeşidine bağlı olarak her 24 saatte bir 4 enjeksiyona kadar çıkılması mümkün olabilir.

İnsülin enjekte etmenin çeşitli yolları vardır: geleneksel bir şırınga, yani stil kalemler, sanat harikası jet enjektörler ya da portatif bir pompa ile uygulanabilir. Ancak yeni metotların hiçbirisi geleneksel şırıngaya belirgin bir üstünlük sağlamamıştır.

Kalemler içinde insülin, yazı yazmaya yarayan kalemlerdeki mürekkep gibi kartuşlara tek kullanımlık olarak yerleştirilmiştir. Jet enjektörler (daha çok ABD’de kullanılmaktadır), basınçlı havayı kuvvetli bir şekilde püskürterek deri altına insülin pompalar.

Portatif pompalar, kan şekerinin yakından takip edilmesi gereken gebelik dönemlerinde, kan şekeri düzeyleri ani ve keskin dalgalanmalar gösteren ve diyabetikler içinde azınlığı oluşturan hastalarda faydalı olabilir. İnsülin, pompalanan insülini, genellikle gövdede olmak üzere, deride bir noktaya taşıyan bir kılıfın içinde yer alan, dar, esnek bir tüpten gönderilir.

Yanlışlıkla çok fazla insülin enjekte edilirse, kan şekeri düzeyini yükseltmek için hastanın olabildiğince çabuk şekerden zengin bir yiyecek yemesi gerekir. Bu, yeterince çabuk yapılamazsa bir hipoglimesik atak gelişebilir. İnsülin enjeksiyonları insüline bağımlı diyabet tedavisinin temel taşlarını oluştururken, tedavi, kişinin kendi kendine alacağı önlemlerle de desteklenmelidir.

Kandaki Şeker Düzeyleri

Çoğu diyabetik hasta, kan şekerinin düşmesine bağlı belirtileri öğrenir. Bununla birlikte, kan ve idrar testleriyle kan şekeri düzeylerinin düzenli ve doğru bir şekilde izlenmesi gerekmektedir. Bu testlerin herhangi biri, evde, kolaylıkla yapılabilir.

Kan testi yapmak için kan örneği kimyasal olarak hazırlanmış bir test şeridine damlatılır. Şerit, sonucu sizin için okuyacak olan bir makine yerleştirilir. Başka bir tür şerit ise kan örneği damlatılınca renk değiştirir ve bunu bir renk çizelgesiyle karşılaştırarak kandaki glikoz düzeyini saptayabilirsiniz.

İdrar örneği de renk değiştiren kan testi şeritlerine benzer şekilde değerlendirilen “batırma çubuklarıyla” test edilebilir. Ancak, bu daha az güvenilir bir testtir çünkü, her zaman testin yapıldığı andaki kan şekeri düzeyini yansıtmaz.

Bu testler genellikle günün belli zamanlarında yapılır: her ana öğünden önce, yatma vaktinde, egzersiz yapmadan önce ve sonra hipoglisemik bir atağın ilk belirtileri ortaya çıktığında. Hastalık dönemlerinde daha sık olarak yapılır.

Hipoglisemik Atak

Her iki tip diyabet de, gerektiği biçimde kontrol edilmezse, kan şekeri düşebilir. Vücut halsizlik, bilinç bulanıklığı ve duyarlılık, terleme, kasılma nöbetleri ve hatta bilinç kaybına yol açabilecek hipoglisemik bir atakla (genellikle sadece “hipo” denir) yanıt verecektir. Bu durum, hastayı, kan şekerini yükseltmek üzere harekete geçmesi için uyarır.

Çok fazla insülin verilirse ya da bir öğün kaçırılır ya da ertelenirse, yemek yemeden alkol alınırsa, yetersiz düzeyde karbonhidrat alınırsa veya çok ağır egzersiz yapılırsa, hipoglisemik atak gelişebilir. Hastalar, diyabetiklere özgü beslenme kurallarına uyup, ılıklı egzersiz yaparak, benzer durumlardan sakınmalıdırlar.

Hipoglisemik bir atağın ilk belirtileri (aşağıya bkz.) ortaya çıktığında, hasta şekerli bir şey yemelidir. Çoğu diyabetik yanında tatlı bir yiyecek veya glikoz tableti – glikoz çok çubuk emilir – taşır. Evdeyseniz, bir kaşık bal veya şeker pekmezi yiyebilirsiniz. Bu yiyecekler vücuda yoğun bir şeker bombardımanında bulunur. Bunları takiben şekeri daha yavaş açığa çıkaran besinler yenmelidir: ekmek, tahıllardan oluşan kahvaltılık, bisküvi ve meyve gibi.

Komplikasyonlar

Her iki tip diyabette tedavi düzenlenmeli ve idame ittirilmelidir; aksi takdirde, komplikasyonlar gelişebilir. Bunlar iki guruba ayrılır. Bunlardan birincisi, vücudun küçük kan damarlarını etkileyerek göz, sinirler ve böbreklere ilgili sorunlar yaratabilirler. Gözün gerisindeki retina zarar görürse, retinanın ince kan damarlarının şişerek çatlaması olan retinopatiyle sonuçlanabilir. Göz içindeki fazla sıvı basıncı glokoma neden olabilir. Her iki durumda da, görmenin giderek bozulmasının yanı sıra başka bazı semptomlar ortaya çıkar. Glokom ve retinopati tedavi edilmezse körlüğe kadar gidebilir. Göz lenslerinin bulanıklaştığı kataraktlar da diyabetiklerde yaygındır. Bunlar, giderek artan oranda bulanık görmeye neden olur.

İkinci tip komplikasyon, vücudun kalbe, beyne ve bacaklara giden büyük damarlarını etkiler. Kalbe ve beyne giden damarların zarar görmesi, kalp krizi ve inme gibi ciddi durumlarla sonuçlanabilir. Bacaklar ve ayaklardaki zayıf kan dolaşımı ülserlere ve en kötüsü, kangrene yol açabilir.

Hipoglisemik Atağın Bulguları

Yakında ortaya çıkacak bir hapoglisemik atağın bulguları bireyden bireye farklılık gösterir ancak, en yaygın belirtiler aşağıda bildirilmiştir:
• Terleme
• Dudaklarda karıncalaşma
• Çarpıntı
• Unutkanlık
• Yerinde duramama
• Endişe ve huzursuzluk
• Bulanık görme
• Solukluk

Tıbbi Testler

Geç döneme ait komplikasyonlardan oldukça yaygındır. Tüm diyabetiklerin %75 kadarı bir dönemde mutlaka bunlarla karşılaşmaktadır. Bu nedenle, tüm hastaların yaşamları boyunca düzenli tıbbi testlerden geçmeleri gerekir.

Göz muayeneleri, retina hastaların erken dönemde yakalanmasını sağlar. Tüm diyabetiklerin 1/3’ini etkileyen böbrek hastalığı idrar analiziyle saptanabilir. Kalp hastalığı ve inme riskini azalttıran yüksek kan basıncı açısından, diyabetikler, diğer insanlara oranla iki kat daha fazla risk altında olduklarından, düzenli kan basıncı ölçmeleri önem taşımaktadır.

Bacaklarınızın alt tarafında herhangi bir his kaybı olursa, doktorunuza bildirmelisiniz. Erkekler ereksiyonla ilgili herhangi bir sorunları da bildirmelidirler. Bunların her ikisi de, sinirlerin ya da kan damarların bir oranda hasar gördüğüne işaret ediyor olabilir.

Çocuklarda Diyabet

Çocuklarda, insüline bağımlı diyabet insidansının arttığına ilişkin veriler bulunmaktadır. Bunun sebebi anlaşılamamıştır ancak, bazı uzmanlar, sosyolojik faktörlerin (bebeğe bir miktar bağışıklık sağlayan emzirmede bir azalma gibi), varolan kalıtsal bir yatkınlığı tetikleyebileceğinden kuşkulanmaktadırlar. İnsidanstaki artış büyük bir kaygıya yol açmaktadır; diyabeti olan kişi, diyabetle ne kadar uzun süre yaşamak durumunda kalırsa, ileriki yaşamında komplikasyonların gelişme olasılığı da o kadar artar.

Diyabet tanısı konan her çocuk, pediatri uzmanlarından oluşan bir ekip tarafından izlenmelidir. Bu ekip, çocuğun bakımı için bir program oluşturacak ve geilimini dikkatlice izleyecektir.

Genç bir diyabetiğin ebeveynleri, çocuğun durumunu kendi kendine kontrol edemeyeceğini unutmamalıdırlar. Bir çocuk için şekerli yiyecekleri ya da ağır fiziksel aktivitelerden sakınması çok daha zordur. Bir hipoglisemik atak tehdidi altında iken, harekete geçmek üzere, o anda yaptığı şeyden vazgeçmeye de daha az eğilimli olabilir. Bu nedenler, evde ve okulda çocuğunuzla ilgilenen herkesin durumdan haberdar edilmesi ve bu kişilere çocuğun tüm beslenme ve ilaç gereksinimlerinin anlatılması gerekmektedir.

Gebelikte Diyabet

Diyabetin özenle denetlenmesi, gebelik döneminde özellikle önemlidir. Prematüre doğumlar, konjenital malformasyonlar ölü doğumlar diyabetik annelerde daha yaygındır. Ancak bunların çoğu döllenmeden doğuma kadar, gebelik boyunca, diyabetin iyi bir şekilde kontrol edilmesiyle önlenebilir.

Diyabetik bir annede sağlıklı bir gebelik için anahtar rolü oynayan, döllenmeden önce diyabetin iyi bir şekilde kontrol altında tutulmasıdır. Saha sonra gebelik boyunca da kontrol, olağandan daha sık kan şekeri ölçmeleri ile sürdürülmelidir.

Hipoglisemik ataklar, gebeliğin ilk üç-dört ayında, son birkaç haftasında (bu dönemde daha çok geceleri ortaya çıkar) ve doğuma yakın dönemlerinde ortaya çıkma eğilimindedir.

Bazı kadınlarda diyabet, gebelik döneminde ortaya çıkar. Buna “gestasyonel diyabet” denir. Daha sık olarak gebeliğin ikinci yarısında saptanır. Kadın tütün içiyorsa, gebe kalmadan önce aşırı kiloluysa, 35 yaşın üzerindeyse veya kadının ailesinde diyabeti olan kimseler varsa, kendisinde diyabet gelişme riski daha fazladır. Vücut ağırlığında 7 kg kadar bir artış bile, gebelikte diyabet riskini 2/3 oranında arttırmaktadır. Gestasyonel diyabet bebek doğar doğmaz ortadan kalkar ancak, geçiren kadınların 1/3’ünde, ileride diyabet gelişiminin bir göstergesi olabilir.

Gebelik esnasında diyabet geçiren annelerin bebekleri de, ileriki yaşamlarında obezite ve diyabet açısından daha yüksek risk altındadırlar.

Diyabetle başa çıkmak için kendi kendinize neler yapabilirsiniz?

• Nişastalı karbonhidratlara dayalı (ekmek, patates, makarna, pirinç ve tahıllardan oluşan kahvaltılıklar) düzenli öğünler ve ana yemekler yiyin.
• Şeker, tuz ve yağı azaltın.
• Bol meyve ve sebze yiyin.
• Düzenli egzersiz yapın ve belli bir kiloyu korumaya çalışın.
• Alkol tüketimini sınırlayın ve alkolle birlikte mutlaka yemek yiyin.
• Düzenli olarak göz, böbrek ve kan basıncı kontrolünden geçin.
• Evden uzaklaşacağınız zaman ilacınızı yanınıza alın.

Yorum Yapın veya Soru Sorun

Yorumunuzun yanında profil fotoğrafı görünmesi için Kayıt Ol sayfasından üye olarak profil fotoğrafı yükleyebilirsiniz.