Menopoz

Menopoz teriminin sözlük anlamı “adet görmenin sona ermesi“dir; genelde kadınlar da menopozu bu tanım doğrultusunda algılar. Halbuki menopoz, adet görmenin sonlanmasından yıllar önce başlayan ve kademeli olarak ilerleyen bir sürecin genel adıdır.
Menopoz
Kadınlar 40’lı yaşlara eriştiğinde, yumurtalıklarının ürettiği östrojen düzeyi düşmeye başlar. Östrojen seviyesi düştükçe, üretilen sağlıklı yumurta sayısı ve doğurganlık ihtimali azalır. Bu döneme perimenopoz adı verilir. Bu olay 40’lı yaşların sonuna doğru hızlanır ve kadın, gittikçe daha düzensiz adet görmeye başlar; adet kanamaları anormal şekilde yoğun ya da az olur. Sonunda adetin tamamen kesilmesi noktasına varılır; bu da yaklaşık olarak 50 yaş civarında gerçekleşir.

Östrojen üretimindeki düşüş, bazı belirtilerin ortaya çıkmasına neden olur. En sık görülen belirtiler sıcak basması nöbetleri ve yine bununla ilişkili olan gece terlemeleridir. Bu belirtiler, menopoza giren Batılı kadınların %70’ini etkilemektedir. Vücut sıcaklığında beliren ani artışlara sıklıkla deride kızarıklıklar eşlik etmektedir ve kişi, adeta utandığı izlenimini veren bir rahatsızlık hissi yaşamaktadır. Sıcak basması nöbetlerinin oluşumu hipotalamustaki değişikliklerden kaynaklanmaktadır. Hipotalamus, beynimizin sıcaklık ve uyku kontrolünü yapan parçasıdır. Aynı değişiklikler baş ağrısına, baş dönmesine ve uykusuzluğa yol açabilir. Bu belirtiler genellikle iki ila beş yıl devam etmekle birlikte, bazen daha uzun sürebilmektedir.

Östrojen düzeylerindeki azalma daha ileri aşamalarda genito-üriner sistemi etkileyecek iki ana rahatsızlık ortaya çıkartmaktadır. Üretrayı saran ve üretranın açılıp kapanmasını sağlayan sfinkter kasları gerginliklerini yitirmekte ve sonuçta idrar kaçırma şikayetine neden olabilmektedir. Vajina kısalmakta, daha kuru bir hal almakta ve elastikliğini kaybetmektedir. Bunun sonucunda, cinsel ilişkide bulunmak ağrılı hale gelebilir.

Östrojen yetersizliğinin sağlık üzerinde bir takım uzun-vadeli etkileri de vardır. Östrojen düştüğü oranda; kandaki kötü kolestrol yükselir, kadınların bel ve göbek çevresinde daha fazla yağ depolanır. Bu faktörler kadının kalp-damar hastalıklarına yakalanma riskini dört kat arttırmaktadır. Bir başka deyişle, bu evredeki bir kadın, kalp-damar hastalıklarına en az erkekler kadar duyarlı hale gelmektedir. Östrojen bulunmadığında, kalsiyum mineralinin kaybı da hızlanmaktadır. Bu evredeki bir kadının kemik kütlesi, her yıl %5’e kadar varan oranlarda azalabilmektedir.

Tüm kadınlar çok bariz belirtiler hissetmediği halde, pek çok kadın menopoza girmekte olduğunu anlar. Emin olmadığınız durumlarda hekiminize başvurup size kan testi yapmasını isteyiniz. Bu testlerde FSH (folikül uyarıcı hormon) adı verilen ve menopozdaki kadınlarda yükselen bir hormonun düzeyi ölçülmektedir. Ailesinde osteoporoz veya kalp hastalığı bulunan kadınların hekimlerine başvurarak, hormon replasman tedavisi (HRT) kullanıp kullanmayacaklarını tartışmaları gerekir. HRT, bu iki hastalığın gelişme riskini azaltıcı özellik göstermektedir.

Östrojeni Yerine Koyma Tedavisi

Menopozdaki kadınların yaklaşık üçte biri hormon yerine koyma tedavisi; diğer adıyla hormon replasman tedavisi (HRT) almaktadır. Bu sayede kaybedilen östrojen takviye edilmektedir. Sonuçta, menopoz döneminde yaşanan belirtiler hafiflemekte, osteoporoz ve kalp hastalığı riskleri ise azalmaktadır. Kadınların %1‘i menopoza beklenenden daha erken girer. Bu tedaviler, özellikle erken menopoz gelişen ve bu nedenle östrojenin koruyucu etkisinden daha uzun süre mahrum kalacak kadınlar için önem taşımaktadır.

Östrojen pek çok formda uygulanabilmektedir. En popüler kullanım tarzı, östrojeni hap şeklinde almaktır. Bununla birlikte, bazı kadınlar cilde yapıştırıldıktan sonra bir hafta yerinde bırakılabilen bantları tercih ederken; bazıları altı ay süreyle östrojen salan implantları yeğlemektedir. Bir diğer yol, jel halindeki östrojeni cilt üzerine sürerek kullanmaktır. Ayrıca, genito-üriner şikayetleri bulunan kadınlara, vajinaya yerleştirilen ve burada bölgesel olarak östrojen salan vajinal halkalar kullanılabilir.

Hormon yerine koyma tedavisi yapmak bir takım yan etkiler oluşturabilmekte ve bazı riskler taşımaktadır. Östrojen düzeylerinin yükselmesi, rahim ve meme kanseri gelişme riskini, pek az olmakla birlikte, yükseltmektedir. Ancak, östrojen ve progesteron dengeli biçimde birleştirildiğinde, rahim kanseri riskinde azalma oluşur. Meme kanseri veya endometrium kanseri olan kadınların hormon yerine koyma tedavisi almaları sakıncalıdır.

Östrojen, vücutta su tutulmasına, bulantıya, memelerde hassasiyete ve vajina akıntısının artmasına yol açabilmektedir.

Diğer Tedaviler

SERM (selektif östrojen reseptör modülatörleri) adı verilen yeni bir ilaç sınıfı bazı kadınların tedavisi için daha iyi bir alternatif olabilir. Çünkü bu ilaç grubu, kemik kaybına ve kalp hastalıklarına karşı korurken; hormonlarla-ilişkili kanserlerin gelişim riskini arttırmamaktadır. Sadece senterik hormon tedavisiyle yetinmek istemeyen kadınlar, deneyimli bir homeopati uzmanına veya bitkisel ilaç tedavilerine başvurabilirler. Bitkilerden yararlanılarak elde edilen ilaçlarda, doğal olarak bulunan östrojenler mevcuttur. Bunlara fitostrojenler adı verilir. Adaptojen adı verilen bazı bitki özleri ve Sepia ve Pulsatilla gibi bazı homeopatik tedavi biçimleri de bu tür tedavilerdendir.

Osteoporoz

Otuzlu yaşların ortalarına ulaştıktan sonra, kemikleriniz içerdiği kalsiyumu kademeli olarak yitirecektir. Menopoza girildiğinde östrojen düzeylerinde meydana gelen azalma ile bu süreç daha da hızlanacaktır. Bu durumda kaba bir hesapla, 70’li yaşlara ulaşmış kadınların üçte birinde osteoporoz oluşur; bir başka deyişle bu kadınların kemikleri daha kırılgan hale gelmiştir. Ancak, osteoporozun sessizce ilerleyen bir hastalık olduğunu pek az kişi bilir. Osteoporoz, çoğu kez, bir kemik kırığı tespit edildikten sonra yapılan araştırmalarda ortaya çıkmaktadır. Endüstrileşmiş ülkelerde, her üç dakikada bir, bir kişinin osteoporoza bağlı bir kemik kırığıyla karşı karşıya kaldığı tahmin edilmektedir. Yaşlı insanların dörtte biri osteoporoza bağlı kalça kırıkları nedeniyle ölmektedir.

Kemik kütlesi kaybedildikten sonra, bu kaybı telafi etmek mümkün olmadığı için, günümüzde osteoporozun maalesef hiçbir tedavisi bulunmamaktadır. Tek çözüm, bu hastalıktan korunmaktır. Osteoporozdan korunmak için alınacak önlemler aşağıda sıralanmıştır.
• Sigara kullanmayı bırakınız.
• Kalsiyumdan zengin yiyeceklerden bolca tüketiniz: peynir, yoğurt, kılçıklarıyla birlikte konserve balık, süt ve yeşil yapraklı sebzeler.
• Düzenli olarak ağırlığa karşı kuvvet uygulama esasına dayanan egzersizler yapınız: yürümek, koşmak ve ağırlıklarla çalışmak gibi.
• Çay, kahve, alkol tüketiminizi sınırlayınız; hatta hiç kullanmayınız.
• Güneş ışığından mümkün olduğunca çok faydalanmaya çalışınız. Zira güneş ışığı sayesinde vücudumuzda D vitamini sentezlenmekte ve bu vitamin de vücudun ihtiyacı olan kalsiyumun emilmesini sağlamaktadır.
• Hormon replasman tedavisi almak konusunu düşününüz. Menopoz döneminin başlangıcından itibaren düzenli ve sürekli olarak bu tedaviyi aldığınız takdirde, kemik kaybı bir dereceye kadar engelleneceği için, osteoporoz geliştirme riskinizi de azaltacaktır.
Bu önlemler, özellikle ostoeporoz açısından yüksek risk taşıyan kadınlar için çok önemlidir. Özellikle, erken menopoz girmiş, her iki yumurtalığı birden alınmış, uzun süredir korukosteroid adı verilen ilaçlarla tedavi gören, yeme bozukluğu sorunu yaşayan, kendisine düşük-kalsiyum diyeti uygulanmakta olan veya çok az egzersiz yapan kadınların bu uyarıları dikkate alması gerekmektedir.

Yorum Yapın veya Soru Sorun

Yorumunuzun yanında profil fotoğrafı görünmesi için Kayıt Ol sayfasından üye olarak profil fotoğrafı yükleyebilirsiniz.