Premenstrual sendrom

Tüm kadınların üçte ikiden fazlası yaşamlarının bir dönemi boyunca premenstrual sendromdan (PMS) etkilenir. Kadınların üçte birinde üretken çağ boyunca sürekli PMS yakınmaları vardır. Premenstrual sendrom puberte ile menapoz arasındaki herhangi bir anda ortaya çıksa da, en sık görüldüğü dönem 30 yaş üzeridir.
Premenstrual sendrom
premenstrual sendromun sebepleri açık değildir. PMS’in menstrual siklusun (döngü) normal ve ayrılmaz bir bileşeni olan hormonal ‘dalgalanmalardan” kaynaklandığı düşünülmektedir. Bir başka olasılık da, uzun vadede hormonal değişikliklerin etkisinin birikmesidir. Gebe kalmış olan kadınların PMS’ten en fazla etkilenmesinin sebebi budur.

Adet kanamasından önce pek çok tıbbi hastalığın kötüleştiğini biliyoruz. Tıbbi terimlerle konuşmak gerekirse, bunlar genellikle birbirleriyle ilişkisiz hastalıklardır; adet kanamasından etkilenen hastalıklar arasında astımdan migrene, deri döküntülerinden konjunktivite kadar geniş bir yelpaze yer almaktadır.

Premenstrual sendromda sık karşılaşılan semptomlar arasında yorgunluk, karında şişkinlik hissi, sırt ağrısı, baş ağrısı, memede hassasiyet ve eklem ağrıları bulunmaktadır. Pek çok kadında bunun yanısıra psikolojik semptomlar da görülür (ör. Duygusal değişiklikler, depresyon ve anksiyete gibi).

Kan Şekerinin Düşük Olması

Premenstrual sendromun semptomlarından biri de düşük kan şekeridir. Anlaşıldığı kadarıyla bir takım nedenlerden ötürü, kadınlar hemen adet öncesi dönemde, kan şekerlerini daha hızlı kullanmaktadır. Kan şekeri düzeyleri genellikle öğünden sonra 4-5 saat boyunca yüksek kalır; ancak adet dönemi öncesinde bu süre 3 saate kadar inebilmektedir. Kan şekerinin düşük olması yorgunluğa, konsantrasyon bozulduğuna ve şeker için açlık hissi duymaya yol açabilir.

Bir düşünce okuluna göre, kan şekerinin düşüldüğü psikolojik semptomlara yol açmaktadır. Kan şeker düzeyi düşük Olduğunda vücut adrenalin adı verilen — hormonu salgılar. Bunun sonucunda karaciğer glikojeni serbest bırakır; glikojen şekere dönüştürülür ve kana karışır. Fakat, adrenalin düzeyindeki artış agresyon ve anksiyete duygularına neden olabilir. Bir başka teoriye göre, semptomların sorumlusu beyindeki serotonin eksikliğidir. Triptofandan sentezlenebilecek olan serotonin miktarı düşüktür; vücutta triptofan karbonhidratlardan metabolize edilir.

Bunun basit çözümü, kompleks karbonhidratlardan veya proteinden zengin küçük öğünlerin tüketilmesidir; bu j öğünlerdeki besinler, vücut tarafından şekere dönüştürülür. Bu uygulama, şeker atıştırmaktan daha iyidir, çünkü dışarıdan alınan şeker kan şekerinde ani fakat kısa süreli bir artış sağlar. Adet öncesinde enerji gereksinimi arttığı için, şişmanlamanız beklenmez.

Tanı

Premenstrual sendrom değişik hastalarda değişik semptomlar verebilir ve tanı için kullanılan bir test bulunmamaktadır. Dolayısıyla hekimler bu sorunu sıkça atlayabilmektedir. Tanı için zamanlama çok önemlidir. Semptomlar adet döneminizden önce başlıyorsa ve kanamanın en yoğun olduğu anda azalıyorlarsa, sizde premenstrual sendrom bulunma olasılığı yüksektir. Premenstrual aşama hemen adet öncesindeki günlerde başlayabileceği gibi, yumurtladığınız zaman da (adetten 2 hafta önce) başlayabilir.

Durumunuzu değerlendirmenizin en iyi yolu, bir menstruasyon tablosu çıkarmanızdır. İki ya da üç aylık bir dönem içerisinde yaşadığınız başlıca semptomların tarihlerini ve niteliğini kaydedebilirsiniz. Böylelikle geriye bakarak, şikayetlerinizin gerçekten belirli bir düzen içerisinde tekrarlayıp tekrarlamadığını anlamanız kolaylaşır. Bu durumu doktorunuza belgelediğinizde, premenstrual sendrom tanısından emin olunabilir.

Tedavi

Semptomları hafif-orta dereceli olan kadınlarda (tüm vakaların %90 kadarını oluşturur) ilaç tedavisi gerekli değildir. Hastaların çoğu yaşam stillerini, diyetlerini değiştirerek ve doğal vitamin takviyesi alarak semptomlarla başedebilmektedir. Ağır vakalarda ilaç gerekebilir. Selektif serotonin geri alım inhibitörü olarak bilinen antidepresanlar işe yarayabilir.

Kimi zaman hastalara hormon terapisi verilmektedir, ancak bu yaklaşım her zaman etkili değildir. Amaç, hormon düzeylerindeki dalgalanmaları dengelemektir. En iyi bilinen terapi, progesteron terapisidir. Bu terapide hastaya düzenli olarak progesteron verilir (enjeksiyon veya supozituvar). Bazı uzmanlar, bant ya da implant gibi yollarla sürekli östrojen terapisi uygulamaktadır. Bir başka yaklaşım da gonadotropin salıcı hormon analoğu olarak bilinen ilaçlarla, östrojen ve progesteron salınımının baskılanmasıdır. Doğum kontrol hapları da kullanılabilir.

Yaşam Stili ve Diyet

• Sık sık yiyin ve yemeklerinizde rafine edilmemiş karbonhidratlar bolca yer tutsun (ör. Esmer pirinç, kepekli makarna, fırında patates, kepekli ekmek ve kahvaltıda tüketilen tahıl ürünleri).
• Sigarayı azaltın veya bırakın. Sigara kan şeker düzeylerini bozar.
• Tuz alımınızı azaltın; tuz vücutta su tutar.
• Bol bol meyve, sebze ve tahıl ürünü tüketerek kabızlıktan kaçının.
• Doğum kontrol hapı kullanıyorsanız semptomlarınızın iyileşip iyileşmeyeceğini anlamak için bir ay ara verin.
• Önemli iş görüşmelerinizi ve sosyal içerikli randevularınızı premenstrual haftanın dışındaki haftalarda denk getirin.
• Düzenli egzersiz yaparak, doğal opiat üretimini arttırın ve bazı semptomların iyileşmesini sağlayın.

Yorum Yapın veya Soru Sorun

Yorumunuzun yanında profil fotoğrafı görünmesi için Kayıt Ol sayfasından üye olarak profil fotoğrafı yükleyebilirsiniz.