Yeme Bozuklukları

Yeme bozuklukları, genellikle çok az yemek yemeye ilişkin hastalıklar olarak tanımlansa da, gelişmiş dünyada sağlığı, daha sıklıkla yemeğe aşırı düşkünlük bozar.
yeme bozuklukları
Çok az yemeyle ilişkili başlıca iki bozukluk – anoreksia nervosa ve bulimia – esasen yemekle ilişkili olmayıp, altta yatan emosyonel ve psikolojik sıkıntıların belirtileridir. Anoreksia nervosaya yakalanan 10 kişiden 9’u kadın olduğu halde, bu bozukluklar zaman zaman erkeklerde de ortaya çıkabilir. Hastalık, genellikle ilk gençlik yıllarındaki yaşamın bir parçası olan sıradan bir diyetle başlar ancak, anoreksikler arzulanan vücut ağırlığına ulaştıktan sonra uzun süre daha zayıflamaya devam ederler.

Aşırı zayıf ve yediği yemeklerin miktarını tartışmaktan çekinir hale gelirler ve toplum içinde yemek yemeyi reddederler. Bazı anoreksikler aynı zamanda aşırı egzersiz yapabilirler, zayıflama hapları veya laksatifler kullanılabilir ve sasyol yaşamdan çekilirler.

Bulimia, genellikle biraz daha ileri yaşta olanları etkiler ve bazen kaygılardan köken alır. Açlıktan ölmek yerine, bulimialı bir kişi sürekli olarak şölen gibi yemekler yer. Gizlice kek, çikolata ve bisküvi gibi normal zamanda yemeyeceği şişmanlatıcı yiyeceklerden çok miktarda yer, sonra da, hastalanır ya da laksatifler (müshil ilaçları) kullanır. Sonrasında, genellikle suçluluk duyar ve ruhsal çöküntü yaşar. Anoreksiklerden farklı olarak, bulimik bir kişinin vücut ağırlığı genellikle normal sınırlarsa kalır.

Neden aşırı zayıflanır?

Anoreksia nervosa ve bulimianın ortaya çıkış nedenlerine ilişkin çok farklı teoriler bulunmaktadır. Bazıları, bu iki yeme bozukluğunun batılı ülkelerdeki dönemin “zayıf olan güzeldir” modasından kaynaklandığını ileri sürmektedir. Diğerleri, diyet yapmanın yaşamlarını denetleme uğraşına kalkışmakta kendilerini güvensiz hissedenler için ilgi çekmenin ve büyümeyi geciktirmesinin bir yolu olduğuna inanmaktadırlar. Bazı kişilerde, anoreksia ya da bulimia, bir ilişkinin sonlanması gibi üzücü bir olayla ya da depresyon sırasında yemek yenmesi tetiklenebilir.

Her iki durumda da ciddi medikal sonuçları olabilir. Anoreksikler aşırı hareketli ve yorgun hale gelirler ve adetten kesilirler. Bunlarda mide ağrısı, ileri derecede kabızlık, baş dönmesi nöbetleri, midede, ayak bileklerinde ve yüzde şişlikler gelişebilir. Bulimiada görülen sürekli kusmalar, mide asidiyle mütemadiyen temas eden diş minelerini aşındırırken, ülserlere, mide ve bağırsak bozukluklarına, boğazın tahriş olmasına ve saç kaybına da yol açabilir. Vücudun mineral dengesi de kalbe ve böbreklere zarar verecek şekilde bozulur. Her iki durumda da zihinsel ıstırap, özsaygı yitimi ve halsizlik tipiktir ve ölümcül olabilir.

Anoreksianın bu bulimianın tedavisi genellikle psikolojik incelemeyi, psikoterapiyi veya altta yatan sorunlara yönelik ilaç tedavisini içerir. Yakınan, yavaş yavaş normal yemek yemeye başlamadan önce bu psikolojik sorunları ele almak zorunda kalabilir.

Obezite

Aşırı kilolu olma eğiliminin genetik bir sorun olup olmadığı konuyu epey tartışmaya yol açmştır. Hayvan deneyleri, leptin denen hormonun çok az miktarda bulunduğu farelerin kronik biçimde aşırı yedikleri ortaya konmuştur. Bununlar birlikte, obezitenin aileden geçebileceği bilindiği halde, insanlarda henüz herhangi bir “obezite geni” tarif edilememiştir ve her şey bir yana, aileler genellikle aynı türden yiyecekleri yemekte ve sıklıkla benzer fiziksel egzersiz alışkanlıklarına sahip bulunmaktadırlar.

Uzun bir dönem boyunca, yiyecek alımı enerji sarfiyatını aşar ve besinlerden arta kalan kaloriler yağ olarak depolanırsa kişi fazla kilolu hale gelir. Yağ miktarının azaltılmasının “basit” bir yolu gerek duyduğunuzdan daha az yemektir böylece, vücut depoladıklarını kullanmaya başlar. Ancak, deneyen herkesin zaten bildiği gibi, yemenin kısıtlanması kısıtlanacağın söylenmesinden daha zordur.

Çoğu kişi yağ depolarının birkaç haftada azalmasını beklediği halde kilo alımı dahi birkaç yıl içinde gerçekleşmektedir. Kilo vermenin ve erişilen kiloyu korumanın en etkin ve sağlıklı yolu, ölesiye aç bırakacak bir diyet uygulamak değil, ılımlı, yağdan fakir, liften zengin bir diyetle daha fazla fiziksel aktivitenin birlikte uygulandığı uzun süreli bir stratejidir.

Kesin Ölçüler

Kilo kaybına yardımcı ilaç tedavileri bulunmaktadır ancak, bunların iki sakıncası vardır. Aynı zamanda yeme ve egzersiz alışkanlıklarınızı da değiştirmezseniz, ilaç kullanmayı bırakır bırakmaz eski kilonuza geri dönersiniz. Ayrıca çoğu ilacın ciddi yan etkileri bulunmaktadır.

Genel olarak, hekimler, iştah kesen ya da harcanan enerji düzeyini arttıran ya da sindirimi engelleyen veya yalnız yağların sindirilmesini engelleyen ilaç tedaviyi düzenlemeyi yalnız tehlikeli düzeylerde aşırı kilolu olanlar için göz önünde bulundurmaktadırlar. Bu tür ilaçlar, yaşam biçiminde belirdin değişikliklerle birleştirilmelidir.

Obezitenin Tehlikeleri

Vücutta bulunan fazla yağın vücuda zararlı etkileri olabilir ve bunların bazıları ciddi olabilir.
• Kardiovasküller sistem (kalp-damar sistemi), yüksek kan basıncı ve kalp hastalıkları gelişimine katkıda bulunacak baskı altına girebilir.
• Obez olan kişiler, yağsız olanlara oranlar iki kat daha fazla inme riski altındadırlar.
• Alışı yağ depolanması karaciğer büyümesine neden olabilir.
• Erişkin tipi diyabet, hafif kilo artışıyla bile tetiklenebilir.
• Bir erkek ne kadar obez ise, prostat, kolon ve rektum kanseri gelişimi açısında o derece risk altındadır.
• Bir kadın ne kadar obez ise, göğüs, , rahim ve serviks (rahim ağzı) kanserine yakalanma riski de o kadar fazladır.
• Aşırı kilo, sırta, kalçalara ve dizlere baskı yapabilir.
• Obezite, sıklıkla özsaygı yitimine ilişkin psikolojik sorunlara neden olabilecek sosyal bir önyargı (stigma) sebebi olarak görülmektedir.

Yorum Yapın veya Soru Sorun

Yorumunuzun yanında profil fotoğrafı görünmesi için Kayıt Ol sayfasından üye olarak profil fotoğrafı yükleyebilirsiniz.